Yenilenebilirlik kavramı, özellikle son 30 yılda daha fazla kullanılan bir kavram. Bir ihtiyaçtan doğdu. Dünya nüfusu hiç olmadığı kadar çoğaldı. Sanayileşmenin beraberinde getirdiği sürekli artan enerji talebi var.  Buna karşın doğadaki kaynaklar sınırlı. Hatta doğal kaynakların tükenmesine ilişkin alarm zilleri çalıyor.  Tüm bunlar, bir arayışı doğurdu: Sürekliliğin sağlanması nasıl mümkün olabilir?

Bu sorunun yanıtını arama işi, her geçen gün hız kazanıyor, artık yaşamsal bir  zorunluluk haline geldi. Zira gezegenimiz iklim krizinde, ekolojik sıkıntılar arttı. 

Sanayileşme ile beraber kullanılan fosil yakıtlar yani petrol, doğalgaz, kömür gibi kaynaklar tükenmenin eşiğinde. Kimi kaynaklar söz konusu kaynakların otuz yıl içinde tükeneceğine işaret ediyor. Tükenmeseler bile mevcut kaynaklar dünyanın artan enerji ihtiyacını karşılayacak büyüklükte değil. Başka bir ifadeyle, var olan doğal fakat kıt kaynakların etkin kullanımının yanı sıra doğa tarafından sürekli takviye edilebilen, yani yenilenebilir, sürdürülebilir kaynaklar gerekiyor. 

Ülkelerin jeopolitik konumları fosil yakıtların varlığıyla doğru orantılı olarak değişiyordu, bugün  durum hâlâ önemini koruyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının artması sonucu enerji çeşitliliğinin söz konusu olmasıyla uluslar arası düzeyde ülkelerin gerek ekonomik gerekse jeopolitik dengeleri de değişmeye başladı. Zira geçmişte örneğin fosil yakıt olarak petrolü olmayan bir ülke dışa bağımlı bir enerji politikasına sahipken bugün sahip olduğu alternatif enerji kaynaklarıyla dengeleri değiştirebilecek güce ulaşabiliyor. Bu ülkeler;  sudan, güneşten, rüzgârdan, jeotermal ısıdan veya hayvanların atıklarından, biyoenerji üreten hane halkı atıklarından ve benzeri farklı kaynaklardan enerji sürekliliğini sağlayabilecek enerji üretimi olanaklarıyla çok daha büyük bir potansiyel barındırmaktadır. Sonuçta fosil yakıtları elinde bulunduranların kurdukları dengeler, teknolojinin lokomotifliğinde gerçekleşen yenilenebilir enerjinin gelişimiyle yeniden kurulmaya muhtaç olacaktır. 

Yenilenebilir Enerji Nedir?

Yenilenebilir enerji kavramı ülkemizde 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına ilişkin yasada hidrolik, rüzgar, güneş, jeotermal, biyokütle, biyogaz, dalga, akıntı enerjisi ve gel-git gibi fosil olmayan enerji kaynakları olarak sınıflandırılmış. Kavram olarak yenilenebilir enerji, doğal süreçlerde var olan ve süreklilik gösteren, tükenmeyen enerji olarak tanımlanıyor. Yasada sınıflandırılan bu kaynaklar, ülkelerin coğrafi konumlarına göre az ya da çok her ülkede bulunuyor, üretim süreçleri bulundukları ülke içinde tasarlanabiliyor, çevreye olan zararları da fosil yakıtlarla kıyaslanmayacak denli az. Bundan dolayı ülkeler, teknolojik gelişmelerle beraber orta ve uzun vadeli fayda maliyet analizleri yaparak hızla yenilenebilir enerji yatırımlarına yöneliyorlar. 

Dünya’da ve Türkiye’de Yenilenebilir Enerji 

Uluslararası Enerji Ajansının 2015 yılı Dünya Enerji raporuna göre, dünyada son dönemde daha fazla enerji arz güvenliği kavramı ön plana alınmış, artan nüfus ve büyümeyle enerji ihtiyacında sürekliliği sağlama öncelikli olmuştur. Rapora göre, küresel enerji talebinin 2040 yılına gelinceye kadar üçte bir oranında artacağı öngörülürken, 2013 sonu itibariyle üretilen elektriğin toplamda yüzde 22’sini oluşturan yenilenebilir enerji kaynaklarının payının ise 2040 yılına kadar yüzde 43’e yükselmesi ve bu alanda yatırım süreçlerinin devamlılığı beklenmektedir. 

Rapor, birçok ülkede fosil yakıtlardan kömürle üretime getirilen kısıtlamalardan söz etmekte, 2030 yılına gelindiğinde yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzında kömürü geride bırakacağına dair beklentiyi ifade etmektedir. 

Dünya Yenilenebilir Enerji Ajansının Yenilenebilir Enerji durumunu analiz ettiği 2019 yılı verilerine göre, 2009-2018 döneminde hidroelektrik, rüzgar, güneş, biyokütle, jeotermal enerji kaynaklarından oluşan dünya yenilenebilir kurulu güç gelişimine bakıldığında artışın toplamda yüzde 107 olduğu görülüyor. Hidroelektrik enerjisi geleneksel enerji statüsünde anılmaktadır. Hidroelektrik enerji dışarıda bırakıldığında yenilebilir enerji türlerindeki artış dikkat çekiyor. Söz konusu dönemler için rüzgârda artış yüzde 275 iken güneş yatırımlarındaki artışlar inanılmaz boyutta; yüzde 1961. 

Ülkemizde yenilenebilir enerji üretim payı taşıdığı potansiyele göre oldukça düşük seviyelerde. Ülkemizin coğrafi konumunun sağladığı üzere tüm mevsimleri yaşayabiliyoruz. Bunun beraberinde getirdiği sayısız iklimsel avantaj var. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından 2014 yılında yayımlanan Ulusal Yenilenebilir Enerji Eylem Planındaki 2023 yılı yenilenebilir kaynak bazlı kurulu güç hedeflerinin birçoğuna şimdiden ulaşmış durumdayız. Fakat potansiyelimiz daha iyi düzeylere gelmemizi gerektiriyor. 

Dünya ile karşılaştırdığımızda durum şu: Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansının verilerine göre dünya genelinde 2009-2018 yılları arasındaki yenilenebilir enerji kurulu gücünde görülen yüzde 107’lik artışa karşın ülkemizde aynı dönemde kurulu güç artışı yüzde 171 olarak dünya ortalamasının üzerine bile çıkmış. Ülkemizde yenilenebilir enerjiye kaynak bazlı bakıldığında özellikle güneşte ve sonra rüzgârda ciddi bir artışın olduğu göze çarpmaktadır. Sektörel bazda yapılan değerlendirmeler, Türkiye’nin potansiyelinin çok daha ileriye gidebilecek noktada olduğu, önümüzdeki dönemlerde büyük ölçekli projelerin de devreye alınmasıyla kapasitenin çok daha hızlı artabileceği öngörülmektedir.  

Peki, Yenilenebilir Enerjinin Geleceği Ne?

Dünya yenilenebilir enerjinin öneminin farkında. İyi ama gelecek yenilenebilir enerjide diye düşünürken yenilenebilir enerjinin geleceği üzerine de düşünmek gerekmez mi? Konuyla ilgili dünyanın önde gelen ekonomi finans dergisi Forbes 2018’de bir dosya hazırlamış. Dosya yenilenebilir enerji eksenli çalışmaları altı kategoride gruplandırmış ve gelecekte bu kategorilerin daha da artacağını eklemiş. Altı kategori şunlar: Enerji Depolama, mikro şebekeler ve yapay zekâ,  blockchain ve nesnelerin interneti, şebeke paritesi ve düşen maliyetler ve  büyük taahhütler. Söz konusu kategorilerin çalışmalarından kısaca söz edelim. 

Enerji depolama, enerjinin sürekliliğini sağlamak için arz ve talebi dengeleme süreçlerinde en önemli unsur, aynı zamanda yenilenebilir enerjinin günün her anındaki dalgalı üretim süreçlerini programlamak için en büyük yardımcı. Enerjinin hava koşulları uygun olmadığı zamanlarda, depolama sisteminin yenilenebilir enerji kaynağı üretimi ile planlanması, gücün kaynağında sürekliliği sağlayacak bir unsur olduğundan çok önemli. 

Mikro şebekeler, yerel veya acil enerji ihtiyaçlarını karşılamak için ana şebekeye bağlı veya bağımsız olarak hareket edebilen bağımsız şebeke yapısıdır. Yapay zekâ ile acil durumlarda enerjinin ihtiyaca göre yönlendirilmesi sistemin ana temasını oluşturuyor. Yapay zekânın, enerji sistemlerinin denetlenmesi ve mevcut operasyonların geliştirilmesine katkı sağlaması bekleniyor. 

Blockchain ve nesnelerin interneti için neler söylemiş Forbes, ona bakalım: Bilindiği gibi, blockchain, blok zincirleme teknolojisi. Başlangıcı kripto para birimi işlemlerini kaydetmek amacıyla yapılan çalışmalara dayanıyor. İşte bu sistem, içinde bulunduğumuz günlerde, önümüzdeki yıllarda enerji piyasasında kullanım için uyarlanmaya çalışılıyor. Blockchain, güvenli bir ağ üzerinden işlemleri gerçekleştirip saklayan ve dışarıdan müdahale ile bozulmayan bir dijital defter durumunda. Bugün birçok alanda olduğu gibi enerji sektöründe de aracı şirketleri ortadan kaldırma zorunluğu bulunuyor. Blockchaindeki dağınık yapı bunu olanaklı hâle getiriyor. Blockchain’in dağınık muhasebe sistemi, bilgi almak ve vermek için kullandığımız günlük cihazlarla eşleştiriliyor. Şimdilerde yaygın olarak nesnelerin interneti olarak adlandırılan yeniliğin enerji sistemleri üzerinde derin bir etkiye sahip olması bekleniyor. Nesnelerin interneti sayesinde çok uzak olmayan bir gelecekte enerji sektöründe bağımsız olarak enerjinin alınıp satılması, enerji sistemlerinin ayarlarının gerçek zamanlı olarak optimize edilmesi, enerji harcayan cihazların performansının izlenip analiz edilmesi ve daha birçok işlemin şimdikinden çok daha kolay gerçekleştirilebilmesi öngörülüyor. 

Şebeke paritesi ve düşen maliyetler üzerinde durulması gereken bir diğer konu. Şebeke paritesi kavramıyla hâlihazırdaki yöntemlerle üretilen elektriğe hem performans hem de maliyet açısından alternatif oluşturacak üretim sürecinde karşılaşıyoruz.  Son yıllarda güneş ve rüzgâr enerjisi dünyanın birçok bölgesinde hem kurulum maliyetleri hem de üretim performanslarında iyi seviyelere ulaşmış durumda. Görünen o ki güneş ve rüzgâr enerjisi, yeni teknolojilerin çoğalmasıyla rekabet avantajlarını artırmaya devam edecek. Özellikle güneş enerjisi, geleceğe göz kırpıyor. 

Dünya genelinde hızla gelişen ve teknolojik açıdan sürekli kendini yenileyen enerji sektörünün önlenemez yükselişi yanında dünya nüfusunun önemli bir kısmının enerjiden mahrum olduğunu da göz ardı edemeyiz. Dünyada yaklaşık bir milyar insan elektriksiz yaşamakta ve yüz milyonlarcası sorunlu, sağlıksız enerji kaynaklarıyla yaşamak zorunda. Bugün enerjiye herkesin ulaşmasının sağlanması, bölgesel kalkınmanın artırılması birçok ülke açısından öncelikli konu olarak dillendiriliyor. Geleneksel, merkezi enerji üretim ve geniş çaplı dağıtım biçimlerini ülke geneline yayamayan birçok ülke için sürekli elektrik sağlayacak mikro şebeke altyapılarında yenilenebilir, temiz, yeşil enerjinin kullanılması önem taşıyor. 

Dile getirilen çalışmalar, güneş enerjisini yenilenebilir alternatifleri arasından öne çıkarmaya yetmektedir. Sonuçta dünyada enerjinin rotasını güneş çizecek.  

Mustafa Herdem